Geçen hafta İstanbul ve Ankara’da altı farklı oturumda üniversiteye hazırlanan adaylar ve velileri ile bir araya geldim. Katılımcılardan bir kısmı bu sene, bir kısmı da gelecek senelerde ÖSS’ye girecek adaylardı. 2009’da sınava girecek adaylar da dahil olmak üzere 2010’da hayata geçecek yeni sınav sistemi hakkında herkes çok meraklı. Herkesin bir sorusu var. Katıdığım tüm oturumlarda, soru-cevap ile geçen uzun bir sürenin sonunda bana sorulan en son soru, 2010 sisteminin “iyi mi kötü mü” olduğu ile ilgili kişisel görüşümdü.
Daha evvel bu sayfalarda belirttiğim üzere, 2010 sisteminin bir çok yönden 2009 sisteminden daha verimli ve amaca uygun olduğunu düşünüyorum. Özellikle soru sayılarının artacak olması nedeniyle, adayların lise müfredatına çok daha iyi çalışmaları gerektiğini bilmek, üniversitede ders veren biri olarak beni ümitlendiriyor. Yeni sınav sistemi ile ilgili kabullenmekte zorlandığım tek şey var. O da yeni sistemde bilgi seviyesi aynı olan ancak hızları birbirinden farklı iki adayın ayrıştırılamayacak olması. Hatırlatmak isterim, yeni sistemde LYS’de (haziran sınavları) ders testeri ayrı kitapçıklar olarak uygulanacak. Örnek vermek gerekirse, Fen Bilimleri testinde biyoloji, kimya ve fizik testleri için ayrı kitapçık ve ayrı süreler verilecek. Adaya söz gelimi, fizik testi verilecek, buyrun 40 soru için 40 dakika denilecek, 40 dakika sonra kitapçıklar toplanacak. Sonra kimya testi için, en sonda da biyoloji testi için benzer uygulama yapılacak. ÖSYM bu uygulama ile öğrencileri zaman baskısından kurtararak, bilgi düzeylerini ölçmeyi hedefliyor. İyi de aynı bilgi düzeyinde olan iki adayı birbirinden nasıl ayıracağız ?
Mesela İTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde kalan son kontenjan için iki aday yarışıyor. Diğer tüm testlerde eşitlik oldu, sıra geldi geometri testine, 40 soru için 40 dakika verildi. Ali 40 sorunun hepsini 25 dakikada, Ahmet 40 sorunun hepsini 40 dakikada doğru olarak cevapladı. Ali daha hızlı olduğu için artırdığı 15 dakikada geri dönüp bir başka teste zaman ayırmak istese de yapamayacak çünkü elinde başka kitapçığı yok. Yapacağı tek şey, 15 dakika boyunca Ahmet’in kendisini yakalamasını beklemek. Peki en sonda ÖSYM ne yapacak? Puanlar eşit olduğu için adayların AOBP’si belirleyici olacak. AOBP’de Ali ve Ahmet’in lisedeki dönem arkadaşlarının başarısı da etkili olduğu için, ÖSS’de başarılı bir lisenin vasat öğrencisi Ahmet belki İTÜ’ye girecek, ÖSS’de ortalama başarılı bir lisenin iyi öğrencisi Ali ise başka bölümde şansını arayacak. Üstelik Ahmet ile aynı bilgi düzeyinde olup ondan daha hızlı olduğu halde...
Sistem ne olursa olsun, ismi ne olursa olsun, tüm bu sınavlar sonuçta birer sıralama sınavıdır. Üniversite kontenjanları aday sayısından az olduğu sürece, bir yöntem ile adayların sıralanması gerekecek. Önemli olan bu sıralama yönteminin adil olması... Biliyorsunuz, her sene Ekim ayında İstanbul’da Avrasya Maratonu ve Halk Koşusu yapılır. Maratonda madalya kazanmak için ilk üçe girmek gerekir. Maratonda alınan madalyanın maddi bir değeri de vardır. Halk koşusunda ise finişe varan herkese sembolik bir madalya verilir. 2010 sistemi bana maratondan daha çok halk koşusunu çağrıştırıyor.
Ben hep çalışkan ve “hızlı” bir öğrenci idim... Evet bana çok dokunuyor. Finiş çizgisine önce gelip, rakiplerimin beni yakalamasını beklemek zorunda bırakılmak, bana çok dokunuyor...
Yorum yapabilmeniz için, üye olmanız gerekmektedir...